Before-After fotoğrafları paylaşmak etik midir?



“Before-After” etiketli beden karşılaştırması fotoğraflarını sosyal medyada ne kadar çok görüyoruz değil mi? Hatta, Türkiye’de bu fotoğrafları paylaşan kişilerin bir çoğu da diyetisyen! Yurtdışında ise daha çok ‘’fitspiration’’ olarak bilinen bu trend, fitness ve inspiration kelimelerinden yani Türkçe kelime anlamlarıyla ‘’formda olma’’ ve ‘’ilham’’ kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir ve bireyleri sağlıklı yaşam tarzını sürdürmeye motive etmek amacıyla online ortamda bir fenomen haline gelmiştir. Özellikle görsel içerik üzerine dizayn edilmiş bir uygulama olan Instagram’da #fitspo etiketiyle 70 milyonu aşkın bir fotoğraf paylaşılması bu akımın dünya çapında ne kadar çok yayıldığını gözler önüne sermektedir.


Peki bu fotoğraflar sanılanın aksine yarardan çok zarara mı neden oluyor? Potansiyel dezavantajları hakkında ne biliyoruz? Diyetisyenlerin bu fotoğrafları bir pazarlama aracı olarak kullanması ne kadar etik? O zaman haydi gelin bu akımın psikolojik etkisi üzerinde yapılan bilimsel çalışmalara beraber göz gezdirelim.




Kendinizi öncesi-sonrası fotoğraflarındaki bireyin kilolu halini gösteren durumda görseniz nasıl hissedeceğinizi hayal edin. Sanırım bu duygu daha çok suçluluk olacaktır. Nitekim, bunu destekler nitelikte çok sayıda çalışma mevcut. 2015 yılında Avustralya’da fitspiration fotoğraflarının kadınların beden imajı üzerine yapılan bir çalışmada 130 kadın lisans öğrencisine bir iPad'de sunulan bir dizi Instagram fitspiration fotoğrafı veya seyahat fotoğrafları gösterildi. Sonucunda bu fitspiration fotoğraflarına maruz kalmanın, olumsuz ruh hali ve vücut memnuniyetsizliğinde artışına ve benlik saygısının azalmasına yol açtığını gözlemlendi.

2017 yılında yapılan bir diğer çalışmada ise özellikle fitspiration fotoğraflarına maruz kalan kişilerde kontrol grubuna kıyasla daha az öz şevkate sahip olduğu bulundu. Bu çalışmanın sonucu; bu tarz fotoğrafların ve etiketlerin hedefe ulaşmada sıkıntı verdiğini, bireye kendini kontrol ihtiyacı hissettirdiğini ve dolayısıyla suçluluk mesajı içerdiğini belirten başka çalışmaları da destekler niteliktedir. Diğer yandan, yapılan bir sistematik derlemede kendisine sevilen bir arkadaş gibi davranan yani kendisine öz şevkat besleyen kişilerin yeme bozukluklarına karşı kendilerini koruyabilecekleri sonucu çıkmıştır.


 

Diyetisyenlerin bir kısmının dönüşüm içerikli paylaşımlarını bir pazarlama taktiği olarak yaptığını düşünsem de, bazılarının ise sağlıklı beslenmeye motive etme amacıyla yaptığına eminim. Sosyal medya platformlarını aktif kullanan kişilerin yüzde 90’ının 18-29 yaş arası kadınlardan oluştuğu rapor edilmiştir. Yani bu içerikler özellikle 18-29 yaş arası kadınlar tarafından görüntülenmektedir. Çalışmalar ise özellikle bu yaş grubundaki kadınlarda bu içeriklerin motivasyondan daha çok negatif beden algısına, azalmış öz saygı ve şevkate, suçluluk duymaya ve dolayısıyla yeme bozukluklarına neden olabildiğini göstermektedir. Yeme bozukluklarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım vardır ve diyetisyenler bu tedavinin kilit bir parçasıdır. Peki neden diyetisyenler yeme bozukluklarına zemin hazırlayan faktörlerden birine katkıda bulunsun? Dünya Sağlık Örgütü sağlığı fiziksel, mental ve sosyal iyilik hali olarak tanımlamıştır. Fiziksel iyilik hali için sağlıklı bir kiloya sahip olmak gereklidir mantığıyla paylaşılan ancak; mental sağlığı olumsuz etkileyebilecek bu tarz paylaşımları işte bu nedenle etik bulmuyorum. Sebeplerini de kanıtları ile sizlere sunuyorum.


Bizler sağlık profesyonelleriyiz önemli olan toplumun sağlığı ve bizim toplumdaki görevimiz. Bu görev dahilinde bireylerin sağlıklı bir kiloya gelmesi için kanıta dayalı bir beslenme tedavisi uygulamak zorundayız. İşimizi fotoğraflar ile ispat etmeye ihtiyacımız olduğunu ise düşünmüyorum. Ayrıca toplumda üzerimize yapışan ve bizleri oldukça rahatsız eden ‘’diyetisyen sadece zayıflatır’’ imajına sizce de bu paylaşımlar katkıda bulunmuyor mu?


Sevgili meslektaşlarım ve diyetisyen adayları bu tarz paylaşımların üzerinde sizleri düşünmeye davet ediyorum. Mesleğimizin saygınlığı ve bütünlüğü için etik değerlere bağlı olmalıyız. En önemlisi ise birlik olmalıyız. Yoksa her geçen gün azalan mesleki itibarımızı seyretmeye mahkumuz.


Uzman Diyetisyen Merve Oğuz, ANutr